Çocukluk Travması ve Depresyon

Bu çeviriyle ziyaretçilerimizi, çocuk çağı travması veya çocukluk travması ve depresyon arasındaki ilişki konusunda bilgilendirmek istedik.

Çocukluğun, birçoğumuzun katılacağı gibi, mutlu ve kaygısız geçirilen bir dönem olması gerekiyor; ama her yıl sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir milyonu aşkın çocuk bu dönemde travmadan mustarip oluyor.

Kardiyovasküler hastalıklar, fibromiyalji, tükenmişlik, anksiyete ve bağımlılık gibi ileri yaşlarda geniş bir yelpazede görülen hastalık ve belirtiler, çocuğun küçük yaşta yaşadığı stres ve istismara bağlanabilmektedir.

Bununla birlikte, çocukluk travmasının en yaygın sonuçlarından biri, bireyi zayıflatan ve hatta çoğu durumda ölüme iten bir psikiyatrik bozukluk olan depresyonu yetişkinlik döneminde yaşama riskinin daha yüksek olmasıdır.

Sevgi Dolu Ortamda Çocuk Yetiştirmek

Travma Depresyon İlişkisi

22. APS Kongresi’nde Emory Üniversitesi’nden Christine Heim, çocukluk travmasının ilerleyen dönemlerde depresyona nasıl yol açabileceğini belgeleyen çok sayıda araştırma sundu.

Her ne kadar stresi “atlattığımız” bir şey olarak görüp hayatımızdan nispeten iz bırakmadan çıkıp gittiğine inansak da, aslında çocuk yaşta deneyimlediğimiz bir ebeveyn ölümü, fiziksel veya cinsel istismar gibi stres yaratan olaylar sinir sistemimizde, fizyolojik ve davranışsal değişikliklere sebep olacak çok sayıda değişimi beraberinde getirir.

Yaşamın ilk dönemlerindeki stresin, depresyonun patofizyolojisinde yer alan nörobiyolojik sistemlerde büyük değişiklikler yaptığı görülüyor.

Çocukluk Travması ve Analizi

Heim kapsamlı endokrin, beyin görüntüleme, genetik ve davranışsal analizlere dayanarak, çocukluk travması, gen düzenlemesi değişiklikleri, stres hormonu seviyelerinde artış ve beyin yapısındaki değişiklikler arasında net bir bağlantı olduğunu göstermiştir.

Stresin neden olduğu değişiklikler arasında hipokampus oranında küçülme, kortizol regülasyonunun bozulması ve kortikotrofin salgılanma faktöründe artış bulunuyor. Bu etkiler birikerek vücudun temel stresle baş etme mekanizamasının, özellikle hipotalamik-pituiter-adrenal eksenin ve davranışların değişmesine yol açar.

Basit bir dille anlatmak gerekirse, yaşamın erken dönemlerinde stres yaşamak, bizi strese ileriki yaşlarda daha açık hale getirecektir. Bunun kanıtı farklı fizyolojik ve davranışsal değişikliklerde görülebilir.

Burada tansiyon, kalp atış hızı, kan şekeri, uyku düzeninin bozulması, yemek düzeninin bozulması ve korkuya dayalı koşullanmayla bağlantılı etkiler örnekler verilebilir.

Erken dönemde yaşanan stres geçici olmaktan ziyade vücuda uzun vadeli ve zararlı etkiler yaratır.

Heim’e göre birden fazla depresyon türü vardır.

Özellikle, erken dönemdeki stresle ilişkili olarak gelişen depresyonun, bundan bağımsız gelişen depresyona kıyasla farklı bir biyolojik profile sahip olduğu görülmektedir.

Bu iki hasta grubu aynı tedaviye yanıt vermezken Heim, başarılı bir tedavi için gerçekleştirilen terapilerin, birey farklılıklarını göz önünde bulundurarak ve her bir tipteki yapıcı onarım sağlayacak şekilde uyarlanması gerektiğini belirtmektedir.

Çeviren: Selin Yılmaz

Kaynak