Anskiyete Nedir

Anksiyete veya kaygı hem zihinsel, hem de fiziksel olarak negatif beklenti durumudur. Anksiyete genel hatlarıyla, zihinsel olarak kişiyi endişeye sürükleyen ve vücudun birçok farklı kesiminde dayanması güç rahatsızlıklara sebebiyet veren kaygı artışı olarak tanımlanabilir. Kaygı dediğimiz olguyu genel geçer bilgi zarar verici bir duygu durumu olarak tanımlasa da aslında harekete geçtiği süreç içinde gerçek ya da hayali, bilinmeyen bir tehlikeye yanıt vermeyi kolaylaştırır. Ancak tehditlere karşı koruyucu görevinden uzaklaşıp artık çarpık düşüncelere savaş açan bir otokontrol mekanizması haline geldiğinde kaygı, özü gereği olumsuz beklenti sebebiyle fiziksel uyarımlarda da bulunabilir.

Aslında anksiyetenin sebep olduğu tüm negatif geri dönüşler, dikkatinizi bir konuya çekmeyi amaçlar. Farkında olmadığınız, gerçek ya da hayali dediğimiz tehditlere karşı sizi uyarmak için gelişir ve hayatınızda önem verdiğiniz şeyleri korumaya yönelik değişim yapmanızı sağlar. Bu yüzden sürekli olmamakla beraber ara sıra ortaya çıkan anksiyete nöbetleri doğal karşılanır. Hatta bireyi daha üretken olmaya dahi itebilir. Kaygı, bir bakıma geleceğin hayalini kurabilmek için ödediğimiz bedel olarak düşünülebilir.

Anksiyeteye Ne Sebep Olur?

Kaygının gerçek nedeni, insan olmamızdan kaynaklı bir gelecek hayal etme arzumuzdan ve kapasitemizden köklerini alır. Anksiyete belirsizlik içinde verimli bir zemin bulur ki maalesef bu günlerde yaşantımızda oldukça fazla belirsizlik var.

Anksiyete gerçek dünyada olup bitenlerden etkilenmesi bakımından özeldir; örneğin, yaklaşmakta olan bir doktor randevusu, ilişkilerdeki karmaşa hali veya kira artışı gibi. Söz konusu durum tamamen içsel mekanizmalarla da yaratılabilir. Örneğin, gerçek veya hayali tehditlere karşı kurduğumuz düşüncelerle de anksiyeteye sürüklenebiliriz. Yöneticimiz bir toplantıya bizi çağırdığında ne diyeceğimizi bilemeyip senaryolar üretmeye başlayabildiğimiz bu durumla günlük hayatımızda sık karşılaşırız.

Kaygı herkeste olduğu gibi günlük ya da dönemsel farkındalıklarımızdan kaynaklı yaşadığımız endişe olmaktan çıkıp kaygı bozukluğu haline gelirse

İşte bu noktadan sonra kişinin akademik hayatı, sosyal çevresi ve iş ortamı kolaylıkla etkilenebilir. Kaygının bu tip dışa vurumlarından, mevcut kaygının artık anksiyeteye evrildiğini görürüz. ABD’deki üç yetişkinden biri hayatının bir noktasında kontrolden çıkmış kaygıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Anksiyeteye genellikle depresyonun eşlik ettiğini görürüz. Her iki durumda da ortak gözlemlenen semptomlar vardır ve beyindeki aynı yollar aktive olur. Biyolojik etkenler anksiyete yatkınlığını arttırabilir. Örneğin, kişinin çocukken yaşadığı travma, aşırı korumacı ebeveyn modelleri bu yatkınlığa sebep olan parametreler arasına konabilir.

Anksiyete bizi tetikte ve bir anlamda hayatta tuttuğu için, kaygıyı tamamiyle yok etmek bizler için ne mümkün, ne de istenilen bir durumdur. Tedavi gerektiren durumlar, kaygıyı yönetilebilir seviyelerde tutmaya yöneliktir. Anksiyete terapi ve ilaç yardımıyla, hatta gerekli görüldüğünde ikisi de kullanılarak başarıyla tedavi edilebilir. Günlük hayatımıza kattığımız düzenli nefes egzersizleri veya spor, kaygıyı yönetmekte önemli bir yere sahiptir.

Anksiyete Neden Bu Kadar Yaygın?

Anksiyete günümüzde oldukça yaygın olan bir sağlık sorunudur. Özellikle gençler ve çocuklar arasındaki görülme sıklığı günbegün artış göstermektedir. Son zamanlarda kaygının birçoğumuzun hayatında daha geniş bir yer kaplamasının sebebi, içinde bulunduğumuz modern hayatta kontrolünü sağlayamadığımız ekonomi ve kültür gibi değişkenlerin, sistemin içinde nefes alan birer canlıymışçasına, kendi homeostatik döngülerinde değişime uğramasıdır. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi bu döngü nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik hali, anksiyeteyi üretecek mükemmel bir zemin hazırlar ama ona direkt sebep olmaz!

Günümüzde kaygı bozukluğunun gençler arasında bu kadar sık görülmesinin gözle görülür iki önemli nedeni var. Bunlardan biri, ebeveynlerin çocuklarına karşı aşırı korumacı yaklaşımları, diğeri ise sosyal medyanın yükselişi. Teknolojinin, insanlara birbirleriyle bağ kurmaları için yeni olanaklar sağladığı yadsınamaz bir gerçek; ancak negatif sonuçlanan sosyal karşılaştırma ve sosyal dışlanma gibi durumlara da önayak oluyor.

Anksiyetenin Belirtilerini Nasıl Tanırız?

Anksiyete kendisini sonu gelmeyen kaygı dolu döngülerinin yanı sıra kalp çarpıntısı, vücutta rahatsızlık, titreme, kulaklarda çınlama, nefes darlığı şeklinde de gösterebilir. Ancak anksiyete kaynaklı somatik semptomlar bir o kadar yanıltıcı da olabilir. Bu tip semptomlar kalp krizi ve kaçınılmaz ölüm gibi panik atağın önemli özelliklerinden olup yanlış yorumlanabilir ve tıbbi teşhislerde de yanlış yönlendirmeye neden olabilir. Fiziksel semptomların fiziksel nedenlerin sonucu olduğunu düşünülebiliriz. Yani semptomların yanlış okunması ve haliyle yanlış yönlendirilmesi sonucunda, yansıyan sorunlara takılıp kalır ve kök sorunun tesbitini ertelemiş olabiliriz.

Anksiyeteye Ne Zaman Bir Hastalık Diyebiliriz?

Ara sıra ortaya çıkan ve hayatta kalmanın kaçınılmaz bedeli diyebileceğimiz anksiyete nöbetleri oldukça normaldir. Ancak bazen endişeler kontrolden çıkabilir. Endişeler farkındalığımızın olmadığı, nedenini bilmediğimiz bir sorunla birlikte baş gösterebilir. Söz konusu kaygı karşılaşılan duruma oranla çok şiddetli, uzun soluklu olabilir ve sorunlara çözüm getirmeye yönelik her türlü çabayı alt edebilir. Bu tip endişeler kişiyi rahatsızlık teşkil edebilecek durumlardan kaçınmaya sevk eder. Kaygı, zihni çok yoğun meşgul eden düşüncelerin günlük performan ve aktivitelere müdahale edip engel oluşturmasıyla kaygı bozukluğu haline gelir.

Anksiyete Türleri Nelerdir?

Anksiyete teşhisi sırasında kaygı bozukluğu kendini birkaç şekilde gösterebilir. Yetişkinler arasında iş, aile, para, sağlık gibi hayatın önemli alanlarında yaygın kaygı bozukluğu oldukça sık görülür. Öte yandan, sosyal anksiyete bozukluğu daha dar bir alanı kapsar ve başkalarının hakkımızda yaptığı değerlendirmeden duyduğumuz kaygı, korku ve endişe olarak kendisini gösterir. Bu tip kaygı sorununu genç yetişkinler arasında daha sık görürüz.

Fobiler genellikle belirli nesneleri veya deneyimleri hedef alır. Bazen anksiyete aniden olaya intikal eder ve yoğun bir patlamayla dakikalar içinde yükselen duygu durumuna ve tepkiye neden olur. Panik ataklar rastgele hiç yoktan ortaya çıkıyormuş gibi görünebilir veya ortaya çıkış sıklığı kişiyi saf dışı bırakabilir.

Söz konusu hangi anksiyete bozukluğu olursa olsun, bilinmesi gereken en önemli şey her türden anksiyetenin tedavi edilebilir olduğudur.

Anksiyete Nasıl Tedavi Edilir

Anksiyete bozuklukları başlı başına terapi ile başarıyla tedavi edilebilir veya ilaçla desteklenip kişinin hayat tarzında değişikliklere gitmesi istenebilir. Bilişsel-davranışsal terapi (BDT) kişinin kaygı bozukluğuna göre şekillendirilmeli. Kişiye özel tasarlanan bir terapi ele alınabilecek en efektif seçeneklerden bir tanesidir. Bilişsel-davranışçı terapiyle ilerleyen hastalar kendilerine yoğun sıkıntı ve stres yaşatan çarpık düşünce yapılarını fark etmeye ve bunlara karşı terapistle birlikte yeni düşünce kalıpları oluşturmaya çalışır.

Davranışsal yaklaşım kapsamında çalışılması mümkün olan bir diğer terapi metodu da maruz bırakma terapisidir. Maruz bırakma terapisi ile hastalar, ta ki artık spesifik duruma veya objeye korku cevabını oluşturmayana kadar güvenle ve adım adım korkularına maruz bırakılırlar. İlaç tedavisi, hastaların terapide yeteri kadar odaklanıp konuşabilmeleri ve boşalım yaşayabilmelerini sağlamak için kullanılır.

Uzun vadeli anksiyete yönetiminde, kişinin yaşam tarzında yaptığı değişiklikler önemli bir rol oynar. Egzersiz, nefes egzersizleri ve meditasyon programları kaygı bozukluğunun birçok spesifik katmanını ele alır.

Anksiyete için En İyi Terapi Hangisidir?

Anksiyete için ilk sırada gözetilen terapi, bilişsel-davranışçı terapidir. Kişinin kaygısı yüzünden ulaştığı çarpık düşünceler, danışana pratik ve şimdiye odaklanan terapiyle gösterilebilir. Kişinin çarpık düşüncelerine yönelik kazandığı bu farkındalık, bir tepkimeyi tersine dönüştürmeye yönelik teknikler sunmanın yanı sıra kişinin korkularla güvenli bir şekilde yüzleşebilmesini sağlar.

Diğer tüm tedaviler gibi amaç sakinliği sağlamaktır. Ama terapi bundan da fazlasını sağlayabilir. Kişinin kaygıyla baş ederken, daha doğrusu baş edemezken, üstünlük kurmakla tehdit ettiği kontrolü, tekrar ele almasını sağlar.

Diğer yandan, terapi özünde bir insan aracılığıyla, gerçek bir bağlamda gerçekleşiyor olmasıyla bir artıya sahiptir. Birer sosyal canlı olan bizler, bütünüyle başkalarının etkilerine uyum sağlamış sinir sistemlerine sahibiz. Bu anlamda yakınınızda bulunacak yardıma açık biri güçlü sinyaller göndererek; olumlu, direkt ve güvenli bir bütün sağlayarak kaygı bozukluğunun yol açtığı ve görmenizi sağladığı tehditkar çevresel veya içsel faktörlere adeta karşı savaş açabilir niteliktedir.

İngilizceden Uyarlayan Selin Yılmaz

Kaynak: Psychology Today

Yetkin isimlerden psikolojik destek için ekibimizi inceleyin!