Sıınav Kaygısı ve Başetme Yolları

SINAV KAYGISI VE BAŞ ETME YOLLARI

Sınav kaygısı; pek çok genç ve ailenin korkulu rüyası haline gelen bir olgudur. Sınav kaygısı, basitçe, öncesinde öğrenilmiş bir bilginin sınav esnasında yoğun kaygıdan dolayı etkin bir biçimde kullanılamamasıdır. Bireyin sınava yüklediği anlam, sınava dair zihninde oluşan düşünce kalıpları, sınavın ardından elde edilecek kazanımlara verilen anlam sınav kaygısı üzerinde etkiye sahiptir.

Sınav kaygısı yaşayan birey;

  • Huzursuzluk
  • Endişe
  • Başarısızlık korkusu
  • Çalışmaya isteksizlik
  • Mide bulantısı
  • Titreme
  • Ağız kuruluğu
  • Uyku düzeninde bozukluklar
  • Karın ağrısı
  • Bedensel ağrılar
  • Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu
  • Özgüven düşüklüğü
  • Kendini yetersiz ve değersiz görme

Vb. belirtiler yaşayabilir.

Sınav kaygısının nedenleri;

  • Sınava atfedilen gerçekçi olmayan düşünce biçimleri
  • Kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, rekabetçi vb.)
  • Ebeveyn tutumları
  • Sosyal çevre baskısı… olarak sıralanabilir.

Sınav kaygısı yüksek bireylerde bazı temel düşünce kalıplarına rastlamak mümkündür. Örneğin;

“Hayatta başarılı olmak için sınavı kazanmaktan başka çarem yok.”

“Eğer sınavı kazanamazsam kimsenin yüzüne bakamam.”

“Sınavı kazanamazsam hayatım berbat olur.”

“Sınavı kazanamazsam ailemin emeklerini boşa çıkarmış olurum.”….

Sınav kaygısını azaltmak için neler yapılabilir?

  • Aile için sınavın ne anlama geldiği konusu tekrardan çerçevelendirilmelidir.
  • Ebeveynler, bireyin kaygısını “küçümsemek, abartılı, saçma bulmak” yerine duygusunu, kaygılarını anladığını göstererek destek olmalıdır.
  • Duygu, düşünce paylaşımı oldukça önemli olmakla birlikte empati yapmak sınav kaygısını azaltmak üzerinde etkilidir.
  • Ders planlaması yapılmalı ve dikkat-konsantrasyon konusu değerlendirilmelidir.
  • Sadece ev-dershane-okul üçgeni arasında sıkışmak yerine, bireyin sosyal faaliyetlere de zaman ayırması anksiyetesinin azalması için önemlidir.
  • Sınava atfedilen düşünce kalıpları belirlenmeli ve gerçekçi bir formda yeniden sunulmalıdır.
  • Özellikle ebeveynler, çocuklarını başkalarıyla kıyaslamayı bırakmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; gerektiği noktada sistematik bir değerlendirme yapmak ve uzman desteği almak problemin çözümü ve bireyin yaşam kalitesini arttırmak açısından önem taşımaktadır.

(http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/13/sinav-kaygisi sitesinden yararlanılmıştır.)

Uzman Klinik Psikolog

Canan TAŞDEMİR

Mahremiyet Eğitimi Nedir? Nasıl Olmalıdır?

Mahremiyet Eğitimi Nedir? Nasıl Olmalıdır?

Anne ve babalardan sıkça;

‘Çocuğum bazı akrabalarına sarılırken rahatsızlık duyuyorum, ya da kızım tanımadığı bir adamın kucağına oturdu, oğlum arkadaşının dudağından öpmek istiyor, kızımı gözümün önünden ayırmak istemiyorum ama okula gitmek zorunda olduğu için rahatsızlık duyuyorum…’Sözlerini işitiyorum.

Peki mahremiyet neydi, ne zaman ve nasıl verilmeliydi?

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde çocuğa yönelik cinsel istismar sayısı gittikçe artmaktadır. Hal böyle olunca çocukların özel bölgelerini ve kendi kişisel sınırlarını koruması için en önemli görev anne ve babalara düşmektedir. Mahremiyet eğitimi; çocukların özel bölgelerini bilmesi ve özel bölgelerini koruması, herkese her şeyin gösterilmeyeceği ve izin verilmeyeceğinin farkındalığı diğer insanların özel alanlarına saygı duyması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması gibi nedenlerle gereklidir.

Mahremiyet eğitimi ne zaman başlar?

Mahremiyet eğitiminin yaşı yoktur. Ne kadar erken başlanılırsa o kadar içselleştirilir. Bazı psikologlar anne karnından itibaren annenin kendini koruması gerektiğini savunurlar. Çocuklar, Erken çocukluk döneminde çok farkında olmasalar da söylenenleri ve hareketleri içselleştirmeye başlar. 4-5 yaş ile beraber merakları artarak cinsellik gibi konulara ilgileri yoğunlaşır. Bu dönemlerde eğer daha önceden verilmediyse, mutlaka mahremiyet eğitimi verilmelidir.

Anne ve babalar neler yapmalı?

Herkesin içinde emzirmeme ye dikkat edilmelidir. (Herkesin içinde olsa dahi bir örtü altında emzirilebilir) Herkesin içinde alt değiştirilmemeye dikkat edilmelidir. (Herkesin içinde iseniz de bir şekilde kenara geçerek görülmemeye dikkat edilmelidir) Bebektir diyerek çıplak fotoğrafları, duş aldığı fotoğrafları sosyal medya ya da başka ortamlarda paylaşılmamaya dikkat edilmelidir. Anne ve babanın dudaktan öpmemesi ve sevmek amacıyla özel bölgelerine dokunmaması gerekir. (Çocuklar bu durumu içselleştirdiğinden dışarıdan gelen tacizleri anlamayacaktır) Bebeklikten itibaren kapı çalmaya kişisel sınırlara dikkat edilmelidir. Tuvalete girilirken yalnız olunmalıdır. 7-9 yaşından sonra da yavaş yavaş tek başına banyo yapma alışkanlığı kazandırılmaya başlanmalıdır. Banyo yaptırırken özel bölgelerinin kapalı olmasına dikkat edilmelidir Anne ve baba ile birlikte banyo yapılmaması, ebeveynlerin bikini bölgelerinin her zaman örtülü olmasına dikkat edilmelidir. Herkesin banyo yaptırmamasına özen gösterilmelidir. Arkadaşlarına sevgisini doğru şekilde göstermesi öğretilmelidir. (Dudaktan öpülmeyeceği, sarılırken dikkatli olunacağı) Şeker, çikolata gibi rüşvetlerle çocuklara iş yaptırılmamalıdır. (Dışarıda biri teklif ettiğinde kabul etmeye daha yatkın olurlar) “Öpeyim mi seni?” diyerek sorulduktan sonra öpme cevabı alınırsa ısrar edilmemelidir, “O zaman şuradan öpebilir miyim?” diye fikrini değiştirmeye çalışılmamalıdır. Fikirlerine saygı gösterilmelidir.

 

Peki çocuklarımızı nasıl bilinçlendirmeliyiz? 4-7 yaş civarındaki çocuklara özel bölgelerinin neresi olduğu anlatılmalıdır. Bunu yaparken ayıp kelimesi yerine özel kelimesi kullanılmalıdır. “Görünebilen ve görünemeyen bölgelerimiz vardır. Görülebilen bölgelerimizin ayaklarımız, ellerimiz ve kulaklarımızdır.” diye anlatmalıyız.  “Diğer bölgelerimiz ise özel bölgelerimizdir.” diyerek oyuncak bebeğinin üzerinde gösterilerek özel bölgeler tanıtılabilir. “Özel bölgelerimiz; bacaklarımızın arası, göğüslerimiz ve dudaklarımız ve kalçalarımızdır.” diye anlatabiliriz. Özel bölgelerimize kimsenin dokunamayacağını anlatmalıyız.

           Özel bölgelerine kimlerin dokunabileceği anlatılmalıdır. Çocuklarla göz teması kurarak “Özel bölgelerine sen izin verdiğin sürece annen, baban ve hastalandığın zaman doktorlar dokunabilir, diğer insanlar dokunamazlar” diye özel bölgelerine kimlerin dokunabileceğini anlatmalıyız.

               İyi Dokunuş ve Kötü Dokunuş nedir? Bu konunun mutlaka anlatılması gereklidir. “İyi dokunuş; annenin banyo yaptırması, babanın sana sarılması, öğretmenlerinin başını okşaması iyi dokunuştur. İyi dokunuş seni mutlu hissettirir. Biri senin özel bölgelerine dokunduğunda ve bunun bir sır olduğunu söylediğinde bu kötü dokunuştur. Kötü dokunuş seni utanmış üzgün ve kızgın hissettirir. Böyle durumlarda sır saklamamalısın. Annene, babana, büyükannene ya da büyükbabana söylemelisin.” Diyerek iyi dokunuş ve kötü dokunuştan bahsedebiliriz. Biri onların özel bölgelerine dokunduğunda neler yapması gerektiği anlatılmalıdır. “Biri senin özel bölgelerine dokunduğunda ve bunun bir sır olduğunu söylediğinde kaçmaya çalış, çığlık at, git ve anne ve babana bunu anlat. Öğretmenine yada büyüklerine anlat, en önemli şey sakın sır saklama” diyerek konuşmayı sonlandırabiliriz.

Uzm. Klinik Psikolog
Sena EKİCİ

BEBEKLERDE UYKU PROBLEMİ

 

Yeni doğan bebekler günde 14 ile 18 saat arasında uyuyabilir. Büyüdükçe bu süre azalmaya başlar. Ama en fazla uyuduğu dönemlerde bile uyku süresi 4 saati geçmez. Dolayısıyla ebeveynlerin sık sık uyanması gerekir. 1 yaşına basan çocuklar gece boyunca sakin ve düzenli bir uykuya sahip olsalar da %10 oranında uyku bozuklukları görülebilir.

Bunların fizyolojik sebepli olanları vardır. Kulak enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, mantarlar, süt alerjisi, nefes alıp vermede yaşanan zorluklar sonucunda uyku sorunları gözükebilir. Ama uyku bozukluklarının genelinde davranışsal faktörler bulunur. Daha fazla oku “BEBEKLERDE UYKU PROBLEMİ”

ANNE-ÇOCUK BAĞIMLILIĞI

İnsan yavrusu, hayvanlar arasında en çok yardıma muhtaç olanıdır. Bebek, anneye bağımlı bir şekilde dünyaya gelir. Beslenmesi, uyuması, güvenliği ve ihtiyacı olan her şeyi anne karşılamaktadır. Bir döneme kadar bu doğaldır. Zaman geçtikçe, bebek memeden ayrılmalı, annenin kucağından inip emeklemeye başlamalı, tuvaletini söylemeli ve gerektiğinde kısa süreli de olsa yalnız kalabilmeli ve uyumalıdır. Yalnız davranışsal olarak değil duygusal olarak da çocuk anne ve babadan ayrışmayı kabullenmelidir. Daha fazla oku “ANNE-ÇOCUK BAĞIMLILIĞI”

KEKEMELİK NEDİR?

Kekemelik konuşma akışının anormal duraksamalar(sesin kesilmesi), ses ve hecelerin tekrar edilmesi (ke-ke-keleme),uzatılması (kkkkkkkk keleme) ile bozulması durumudur.

Bu konuşma akıcılığının bozulması durumuna konuşma gayretine bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve vücut hareketlerinde değişikliklerde eşlik edebilir.Bütün insanlar belli bir oranda konuşma akıcılığında bozukluk yaşar. Daha fazla oku “KEKEMELİK NEDİR?”

LOHUSALIK DEPRESYONU

Lohusalık depresyonu, doğumdan sonra ilk bir yıl içinde ortaya çıkan depresyon türüdür. Yeni sorumluluklarla karşılaşan, uykusuzluk ve yorgunlukla baş etmeye çalışan anne lohusa melankolisi dediğimiz bir ruh haline bürünebilir. Bu ruh hali 1 aylık süreyi aşarsa, lohusalık depresyonundan bahsedebiliriz. Hamilelik ve doğum kökenli bu depresyon sandığımızdan daha yoğun gözükmektedir. 10.000 yeni anneyi inceleyen bir çalışma görülme sıklığını 7’de 1 olarak bulgulamıştır. Lohusalık depresyonu yalnızca ilk bebeğini dünyaya getiren annelerde de gözükmez. Daha sonraki çocuklarda ortaya çıkabilir. Daha fazla oku “LOHUSALIK DEPRESYONU”