Ölüm Korkusu

Ölüm Korkusu Nedir?

Ölüm korkusu, hayatta kalma güdüsüyle yaşayan ve sınırlı bir hayatı olacağını bilen insanların yaşadığı en temel korkulardan biridir. Çoğu insan, yaşamının bir noktada sonlanacağının farkında olduğundan ölümden korkar.

Ölüm Korkusunun Nedeni Nedir?

İnsanın kendini ve dünyayı anlama çabası, yalnızca meraktan değildir. Daha çok varlığını sürdürme ihtiyacından kaynaklanır. Bireyin varlığının devamlılığını anlaması, her gelişim döneminde en temel amacıdır ve yok oluş kabul edilmesi zor bir durumdur. Bundan dolayı, özellikle üzerinde çokça durulduğunda ölüm insanlar için korkulacak bir durum haline gelebilir.

Farklı yaş grubundaki insanların ölümden farklı derecelerde korkması olasıdır. Yaşlı ve hatta hasta insanlar ölümü bir kurtuluş olarak görebilirler. İçinde bulunduğu fiziksel durumları kabul edişle birlikte ölüm korkulacak bir şey değil tam tersi istenen bir durum haline gelebilir. Genç bireyler için aynı şey her zaman söz konusu olmayabilir. Genç ve sağlıklı insanlar, özellikle arzuladıkları bir düzen içerisinde hayatı daimi olarak deneyimlemek ve ölümün kendileri için geç geleceğine inanmak isterler.

Farklı bir bağlamda genç ama hasta olan bireylerse ölümün yakın olduğunu kabullendiklerinde bile bunu haketmediklerini düşünebilirler. Son olarak çocuklar için ölüm, her zaman korkulacak bir durum olmayabilir.

Çocuklar bizzat ölümle karşılaşmadıkları sürece, kendilerine nasıl ifade edilirse ona inanırlar. Ölen kişinin farklı bir yerde yaşadığı, ona bir gün kavuşulacağı vs. gibi bilgiler verildiğinde çocuk ölümden korkmayabilir. Bunun zıttı olarak çocuklara ölümle ilgili olumsuz aktarımlarda bulunulduğunda yahut söylemlerin ölümle, öldürmekle ilgili olduğu durumlarda korku yaşamaları pek tabidir. Çocuğa ölümün doğru bir şekilde anlatılması çok önemli ve hassas bir konudur.

Her insanda az ya da çok olan ölüm korkusundan ne anlaşılıyor? Prof. Dr. Erol Göka konuya ilişkin şu açıklamayı yapıyor: “Ölüm korkusu diye çoğu kez artık yaşamamaktan, varlığımızın devamı olamayacağından duyduğumuz korkuyu kastediyoruz ve sıradan korkulardan çok farklı. Nesnesi yok bu korkunun. Ölümden bahsederken neden korktuğumuzu anlatamayız. Bu yüzden herkes kendine göre bir şey anlatmaya çalışıyor.”*

Ölüm korkusu, koronavirüs salgınıyla birlikte artan tedirginlikle ilişkili olarak karşımıza çıkıyor. Birey yakınlarını bu virüsten dolayı kaybetme ihtimalinde veya durumunda ise bu tedirginlik daha da artırabilir. Sonuç olarak riskin belirginleşmesi, ölümden duyulan korkuyu da artırır.

Ayrıca özellikle anksiyete yaşayan kişilerde ölüm korkusu çok daha belirgin ve fazla olabilir. Bireyler, yaşadıkları anksiyete ataklarından ötürü ölecekmiş gibi hissedebiliyor. Yaşanan bu şiddetli ölüm korkusu, hızlıca gelip giden panik ataklardan kaynaklanabilirken bunlara da yol açabilir.

Ölüm Kavramının İnsanların Zihninde Konumlanması

Ölüm korkularını üçe ayırabiliriz. Birincisi olay olarak ölümün kendisinden korkulması (nasıl can verileceğinden, ölüm sırasında denetimin kaybedileceğinden, toprak altında ne yapılacağından, vs.). İkincisi ölümden sonra geride kalanlara neler olacağından veya öbür dünya hayatında neler olacağından, bilinmezlikten kaynaklanır. Son olarak ölümün gelmesiyle artık “varlığının son bulmasından” kaynaklı patolojik bir durum ortaya çıkar.*

Ölüm Korkusu ve Temelindeki Kaygılara Ne Yol Açar?

Ölüm korkusu ve ölüm kaygısı kavramları, çoğu zaman karıştırılır. Oysa bu kavramlar aynı anlamı taşımaz. Yaşamını tehdit eden bir durumla karşılaşıldığında verilen tepkiye ölüm korkusu, yaşamı tehdit eden bir durum olmadan sadece öleceğini bilmenin yarattığı tedirginliğe ise ölüm kaygısı denir.

Ölümün neden kaygıya yol açtığı düşünüldüğünde bu kaygının nedeni olarak en az dört temel nitelik öne sürülmüştür:

  1. Hastalık, kaza gibi durumlar nedeniyle ölüm anında duyulan acı,
  2. Tüm dünyanın, hatta kişinin kendi bedeninin yok olacağı büyük bir kayıp,
  3. Ne zaman gerçekleşeceğinin daha önceden kestirilemezliği,
  4. Ölüm sonrasında ne olacağının bilinememesine bağlı belirsizlik.*

Ölüm Korkusunun Kültüre Göre Farklılık Göstermesi

Ölüm korkusunun Batı toplumlarında Doğu toplumlarından daha çok görüldüğü bilinmektedir. Ülkemizde ölüm olgusunu psikolojik sayılabilecek bir bakış açısı ile ele alan ilk çalışma, 1938 yılında Süheyl Ünver tarafından yapılmıştır. Ünver bu çalışmada ölümle ilgili tutumlar üzerinde durmuş ve Türk kültüründe ölümden korkulmadığını, Türklerin ölümü tevekkül ile karşıladığını belirtmiştir (Akt. Turgay, 2003).* Ancak modernleşen ve sekülerleşen bir toplum yapısı bu konudaki duygu ve düşünceleri yeniden şekillendirebilmektedir.

Ölüm Korkusu ile Nasıl Baş Edilmeli?

Kişinin içinde bulunduğu kültürel yapının özellikleriyle uyumlu bir biçimde yaşaması, özsaygısını artıracak eylemlerde bulunmasının ölüm kaygısını azalttığı ileri sürülmektedir

Dini inançlar, çocuk sahibi olmak, çocukları kendisinin bir parçası olarak görmek, toplumun başarı olarak değerlendirdiği hedeflere ulaşmak, geride bir eser bırakmak gibi tutumların ölümle ilgili süreçlerde faydalı olduğu gözlenmiştir.

Ölüm kavramı, ölüm korkusu veya kaygısı bireysel farklılıklar gösterdiği için kişisel değerlendirmelere ihtiyaç duyar. Bu korkuyu yaşamanız gayet normal olabilir. Ancak bu korku sizin hayatınızı olumsuz şekilde etkiliyor, hareketlerinizi kısıtlıyor ve işlevselliğinizi bozuyorsa profesyonel psikolog desteği almanız faydalı olabilir. Dünya Danışmanlık ve Psikoloji Merkezi olarak uzman kadromuzla destek sunduğumuz alanlardan biri de ölüm korkusu.

Şeymanur Karaduman

Kaynaklar