Üzüntü

Temel duygularımızdan biri olan üzüntü; keder, acı, kasvet, melankoli, umutsuzluk ve yalnızlık gibi pek çok anlama gelebilmektedir.

Duygularımız hayatımızın renklerini oluşturur, davranışlarımıza ve düşüncelerimize yol gösterir, harekete geçmemizi sağlar, bizi yaşamaya motive eden itici güce kaynak olur. Her duygunun taşıdığı bir mesaj vardır. Üzüntünün mesajı ise “İyi hissetmiyorum, bana yardım edin çünkü rahatlamaya ihtiyacım var.” şeklinde olabilir. 

Üzüntü olumsuz bir duygudur. Bundan dolayı üzgünken etrafımızdaki olumsuzluklara daha çok odaklanır, kayıp ve eksik algısını gereğinden fazla hissederiz. Bu eksiklik kayıp bir nesne veya kişiyle alakalı olabilirken aynı zamanda bireyde başarısızlık hissini uyandırabilir. Hissedilen yoğunluk kişiden kişiye ya da kayba verilen öneme göre değişkenlik gösterir. Algılanan kayıp:

  • Süreklilik göstermeyebilir.
  • Kişiyi doğrudan etkileyebileceği gibi dolaylı olarak da etkileyebilir. (Sevilen bir sanatçının ölümünden dolayı duyulan üzüntü dolaylı yola örnek verilebilir.)
  • Geçmiş, günümüz veya gelecek kaynaklı olabilir. 
  • İleride gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir durumla ilgili olabilir.

Ancak üzgün olmak her zaman kaçındığımız bir durum değildir. Kederli, hüzünlü, melankoli halini yaşamayı tercih ettiğimiz durumlar da vardır.

Örneğin efkarlandıran damar şarkılar diye tabir edilen şarkılar dinleriz veya okuduğumuz bir kitabın bizi duygusallaştırmasını kitabın kalitesine yorarız.

Üzüntünün İşlevi ve Dışavurumu

Hüzün, temel duygular içinde negatifliği en yüksek olan duygudur denilebilir. Bu yüzden ruh halimizdeki düşüş, bilişsel işlemlememizi ve davranışlarımızı büyük ölçüde etkiler. 

Üzgün hissettiğimiz zaman kabuğumuza çekilip olanları gözden geçirme eğiliminde oluruz. Yaşanan kaybı anlamlandırma çalışır ve daralan bakış açısıyla daha detaylı analizler yaparız. Üzgün duygu durumundayken sessizleşip durgunlaşma, ağlama veya pasif agresif hareketler sergilenebilir. Hareketlerin yavaşlaması ve isteksizlik görülebilir.

Toplumsal olarak baktığımız zaman üzüntünün dışavurum şekli değişkenlik gösterir. Bireyselliğin ağır bastığı kültürlerde yardım isteme davranışı başarısızlık olarak değerlendirilirken toplulukçu kültürlerde yardım isteme davranışı üzgün hissetmenin bir getirisi olarak kabul edilir.

Cinsiyetler açısından bakıldığında ise kadınlar çevrelerini zihinlerinde daha ilişkisel kodlama eğiliminde olduklarından hem kendi acılarına hem de çevrelerinin üzüntülerine daha çok dikkat ederler. Dışa vurma konusunda da erkeklerden bir adım öndedirler. Erkek çocuklar üzüntülerini dışa vurdukları zaman çevrelerinden gelen olumsuz geribildirimlerle daha çok karşılaşmaktadırlar. Sosyalizasyon sürecinde erkekler üzüntülerini öfkeyle dışa vurabileceklerini öğrenirler.

Depresyon Üzüntünün Yol Arkadaşı Mı?

Toplumda yaygın olarak karşımıza çıkan yanlış inanışlardan biri de her üzgün hissettiğimizde depresyonda olduğumuzu sanmamızdır. Halbuki üzüntü ve depresyon farklı anlamlara karşılık gelmektedir.

Üzüntü daha kısa süreli hissedilirken depresyon daha uzun süreli yaşanır, günlük rutinlerimizi ciddi ölçüde aksatabilir. Üzgün duygu durumunun geçmesi daha kolayken depresyonda uzman yardımına ihtiyaç duyulabilir.

Üzüntüde Sosyal Desteğin Etkisi

Duygularımız toplumla kaynaşmamızı sağladığı için sosyal yapıştırıcı işlevi görür. Aynı zamanda çevremizle kurduğumuz bağların kopmaması ve devam etmesi üzerinde de etkisi vardır. 

Herhangi bir duygu çevremizle olan ilişkilerimizde zorluk yaratmaya başladığı zaman işlevselliğini yitirmeye başlamış demektir. Toplumda üzgün olarak algıladığımız kişilere karşı aşırı yumuşama ve bebeksi yaklaşma eğiliminde oluruz. Bu durumda yardım etme davranışı sergileriz.

Duygularımızın Asıl Süresi

Coşku 6 saat, stres ve suçluluk 3 saat, iğrenmek ve utanmak 30 dakika, keyif hali 35 saat, kin 60 saat, korkmak ve küçük düşmek 45 dakika, şaşırmak ve sıkılmak 2 saat iken üzüntü en yüksek süreye sahip olup 120 saat etkisini koruduğu araştırmalarla bulunmuştur.

En uzun süreye sahip olmasının nedeni olarak kişiyi iç sesiyle baş başa bırakması, daha uzun kabullenme ve teselli süresine sahip olması söylenebilir. 

Bilimsel olarak herhangi bir duygunun vücudumuzdaki var olma süresi 90 saniyedir. Nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor limbik sistemimiz (beynin duygu ve hafıza ile ilgili kısmı) duyguyu oluşturup uygun tepkinin bedendeki etkisinin 90 saniye olduğunu öne sürer. Yani 1,5 dakika sonunda duyguyu yaşamaya devam edip etmemek bizim elimizde.

Zihnimizi olumsuzluklarla beslemek bu süreci daha uzun ve acılı hale getirir. Bu durum negatif duyguları reddetme anlamına gelmez. Sağlıklı olan duygularımızı kabul etmek ve doğru zamanda onları serbest bırakma anlamına gelir.

“Bireysel özgürlük dolu mükemmel bir yaşam yaratmanın yolu, onaylanmadığınızda zerre kadar üzüntü duymamaktan geçer.”  -Wayne W. Dyer

Bu durumla başa çıkmanın en iyi yollarından biri sosyal, diğeri is psikolojik destek olarak paylaşılabilir.

Eda Kevser Atasoy

Kaynaklar:

https://aklinizikesfedin.com/temel-duygular-ozellikleri-ve-islevleri/

http://yenisymposium.com/Pdf/EN-YeniSempozyum-a94441da.pdf

https://www.psikolog.org.tr/assets/files/publications/1288/file2.pdf