OBEZİTE CERRAHİSİ VE ÇAPRAZ BAĞIMLILIK

  

OBEZİTE CERRAHİSİ VE ÇAPRAZ BAĞIMLILIK

Psikolog Fundem Ece Kaykaç

Obezite cerrahisi kararı verilmeden önce, obezite rahatsızlığı olan kişi birçok tahlil sürecinden geçmektedir. Bunlardan biri de psikolojik kontroldür. Psikolojik kontrol yapılırken hastada asıl önem verdiğimiz konu; yemeğe nasıl bir anlam yüklediğidir yani yemek kişi için ne anlam ifade etmektedir. Yemek birey için yaşamak adına bir araç mıdır yoksa yaşam amacıdır ve kişi yemekle arasında ciddi bir bağ kurup aslında yemeğe bağımlı hale mi gelmiştir?

Çapraz bağımlılık; dürtüsel bir davranışın yerini diğer bir dürtüsel davranışın almasıdır. Bariatrik cerrahi sonrası ortaya çıkabilen bağımlılık geçişi ise; dürtüsel yeme davranışının yerini bir diğer bağımlılık türüne bırakmasıyla meydana gelir. Bunlar; alkol, sigara, kahve ve  ağrı kesici olabileceği gibi kumar, alışveriş, cinsellik, egzersiz veya dini ritüeller gibi davranışsal bağımlılıklar da olabilir.

Bariatrik cerrahi sonrasında, hastanın yemekle olan ilişkisi değişmeye başlar. Önceleri rahatlamak ve dikkat dağıtmak için, ödül veya kaçış olarak yemeğe başvursa da, ameliyat yemekle hazzı birleştirme kalktığından, bu boşluğun yerini başka bir davranış veya maddeyle doldurmaya yönelir. Rakamlar, operasyon sonrasında %5 ile %30 arasında çapraz bağımlılık vakalarının ortaya çıktığını göstermektedir.

Çapraz bağımlılık için risk oluşturan bazı faktörler bulunur. Hastanın operasyondan önce alkol veya ağrı kesici bağımlılığı bulunması, ailesinde madde kullanımının olup olmaması, çocukluk travması, depresyon veya anksiyete problemi yaşayıp yaşamadığı, kendini toplumdan izole etmeye yatkın olması ve duygusal deneyimlerden sakınma davranışı göstermesi, operasyon sonrasında geliştirilen çapraz bağımlılığın işaretlerindendir. Bunun için de ameliyat kararı verilmeden önce, obezite hastası mutlaka ayrıntılı tetkiklerden geçirilmelidir. Bu bağlamda dikkat edilecek şey, başvurduğu hekimin mutlaka bir ekiple çalışmasıdır.

Bağımlılık sürecinin nasıl işlediğini anlamak için beyin görüntüleme yöntemlerine başvurduğumuzda, ödül hissiyle ilişkili bölgelerde bulunan dopamin adlı nörotransmitter miktarında azalma olduğunu görürüz. Bu bulgu; alkol, sigara veya uyuşturucu gibi maddelere bağımlılıkta geçerli olduğu gibi yeme bağımlılığında da aynı prensiple işler. Bunun yanısıra yeme bağımlılığı olan kişilere bakıldığında vücut kitle indeksi arttıkça dopamin seviyesinin azaldığı ortaya çıkmıştır. Yeme bağımlılığını incelemek üzere hayvanlar kullanıldığında, aşırı yağ ve şekerli gıdayla beslenmeleri sonrasında kısa zamanda fazla yiyecek tüketmeye ve yoksunluk belirtileri göstermeye başlamışlardır.  

Yeme bağımlılığı ve diğer bağımlılıkların çalışma prensipleri arasındaki bu benzerlik çapraz bağımlılığın meydana gelmesinde büyük önem taşır. Kişi, düşük olan dopamine seviyesinden dolayı olumsuz duygular hisseder. Bu anormal düşüklük, hastayı bu hisleri tolere etme konusunda zorlar. Ancak dopamini arttırmanın birçok yolu vardır. Bu yönlendirmelerde doğru çalışan bir ekiple ilerlemek her zaman için tercih edilmelidir.

Çapraz bağımlılıkta yemek yerine koyulan bir diğer unsur ise; şans oyunlarıdır. Kumara olan yatkınlık yemekle birlikte bastırılırken, obezite ameliyatı sonrasında, obezite rahatsızlığı yaşayanların yemek unsuru yerine kumar ve şans oyunlarını koydukları görülmektedir.

Bağımlılık geliştiren hastaların başka bir ortak tarafı da stres oluşturan durumlardan kaçmak için bunu bir strateji olarak kullanmalarıdır. Sıkıntı ve zorluğa karşı savaşma kabiliyeti düşük olan kişilerin çapraz bağımlılığa yöneldiği görülmüştür.

Bariatrik cerrahi sonrası ortaya çıkan çapraz bağımlılık hastanın tek sorunu değildir. Bununla birlikte, insomnia, depresyon ve anksiyete ortaya çıkabilir. Ülser, yüksek kan basıncı, vitamin eksikliği ve tekrar kilo alımı gibi problemler yaşayabilir. Yeme bağımlılığı bulunan kişinin bariatrik cerrahi öncesi ve sonrası bir psikoloğa danışması da bu sebeplerden dolayı önemlidir.

Hastanın hayatı için büyük önem taşıyan yemek yemenin yerini maddesel veya davranışsal bağımlılıkların doldurmasını engellemek yeterli olmayabilir. Bu büyük boşluğu, kişinin kendisiyle ve toplumla barışmasına ön ayak olacak alışkanlıkların alması gerekmektedir. Egzersiz, dopamin salınımına olan etkisiyle de ödül yerine geçebilecek önemli yollardan biridir.  Gönüllülük esasına dayanan kuruluşlarda çalışmak, hastanın hem kendini değerli hissetmesine hem de sosyal ilişkilerini geliştirmesine yarayabilir. Bu örnekler, kişinin o dönem yaşadığı ruhsal duruma ve çevresel faktörlere göre geliştirilip değiştirilebilir. Çapraz bağımlılığın ilk 2 yıl ortaya çıktığı gözönünde bulundurulduğunda; terapistin bu dönemde önemli bir ilerleme kaydedip, 2 yıl sonrasında belirli aralıklarla danışanla görüşmeye devam etmesi obezite cerrahisi olmuş birey için daha sağlıklı ve yaşam kaliteleri artmış bir hayat sürmelerini sağlamaktadır.

Unutmayın; yaşam karar ya da seçimlere dayanır. Kendiniz ve sevdikleriniz için ilk adımı atın ve psikoloğunuzdan destek alın. 

 

   facebook.com/psikolog.fundem

   instagram.com/psikolog.fundem.ece

Fundem’ce Psikoloji 

 

www.fundemece.com

https://www.doktortakvimi.com/fundem-ece-kaykac/psikoloji/istanbul

OYUN TERAPİSİ

OYUN TERAPİSİ

Oyun oynamanın üç işlevi bulunmaktadır: çocuğun bilişsel gelişimini desteklemek, motor kabiliyetlerini geliştirmek ve duygusal dışavurumu sağlamak. Çocuk oyun oynarken deneyimlediği dış dünyanın bir simülasyonunu oluşturur ve bir nevi onu prova eder. Oyun terapisi, çocukların yetişkinler gibi kendi duyguları hakkında konuşamamasından dolayı, çocuğun duygusal dünyasına ulaşmak için kullanılan etkili bir yömtemdir. Özel hazırlanmış ve simgesel anlamları bulunan oyuncaklarla dolu bir odada terapist, çocuğun yarattığı oyuna ortak olur. Bu oyuncaklar çocuğun duygusal ihtiyacını temsil ederler. Travma yaşayan çocukla rol oyunları oynanarak bu zor deneyimleri tekrar canlandırılır. Çocuk, kızgınlık, öfke, üzüntü ve hayal kırıklıklarını ifade etme şansu bulur. Bu olumsuz deneyimlere terapistle kurduğu güven verici ilişki ışığında tekrar yaklaşılır ve sorunlarla ilgili anlayış ve rahatlığa ulaşılmaya çalışılır. Oyunlarda yarattığı, yaşamına benzer durumlara karşı bakış açısı ve davranışlarını oyun sürecine müdahale eden terapist sayesinde değiştirir. Bu şekilde hayatla ve insanlarla kurduğu ilişki sağlıklı bir hale gelir. Ebeveynlerin tutumu ve desteği de oyun terapisi için vazgeçmilmez bir unsurdur.

Çocuklara yönelik terapide çalışılan konular;

– Davranım Bozukluğu

– Öğrenme Güçlüğü

– Okula Uyum Sorunları

– Okul Korkusu

– Ayrılma Kaygısı

– Okul Öncesi Dönem Sorunları

– Tırnak Yeme

– Okul Dönemi Sorunları

– Ergenlik Dönemi Sorunları

– Yeme Bozuklukları

– Sınav Kaygısı

– Boşanmış Aile

– Ders Çalışmaya Karşı İsteksizlik

– Özsaygı Sorunları

– Çekingenlik

– İçe kapanıklık

– Öfke Kontrolü

– Altını ıslatma

– Çalma Problemi

– Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

– İnatçılık Problemi

– Kardeş Kıskançlığı

– Konuşma Bozuklukları

– Korkular

– Otizm

– Parmak Emme

– Tikler

– Yalan Söyleme

– Öğrenme Bozuklukları

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

Uzman Klinik Psikolog Fundem Ece Kaykaç

 

Özgüven; yeteneklerimiz ve kişiliğimiz hakkında gerçekçi bir düşünceye sahip olmaktır. Bu gerçekçiliğin yanı sıra olumlu bir düşünceye de sahip olmasdır. Bu gerçekçiliğin yanı sıra olumlu bir düşünceye de sahip olmasıdır. Özgüven eksikliği ise; kişinin bunlardan şüphe duymasıdır. Yani kişi kendi yeteneklerinin ve kişiliğinin farkında olmayıp;bunlara dair olumsuz bir düşünceye sahip olmaktır.

Şüphe duymadaki sebep birçok olabilir. Bunlardan biri güven eksikliğidir ve kişi bu nedenle kendi üzerine olumlu düşünmez. Bir diğer unsur; sevilme ihtiyacıdır ve sevildiğini hissetmemektir. Zaten özgüven sorunu yaşayan kişi ne kadar ilgi görürse görsün ona yetmeyecektir ve sevilmediğini düşünecektir. Kişinin pasif olması ve boyun eğmesi gibi unsurlar, hatta her şeye uyum sağlaması ve hiç itiraz etmemesi de eklenebilir. Yalnız kalmaktan çekindiği için o gruba uyum sağlar. Kişi kendisinden şüphe duyduğunda eleştiriyi çok ciddiye almaktadır; aşağılık duygusu baskın  gelmektedir.

Bir diğer önemli şey ise; özgüven eksikliğinin depresyon ile karıştırılmamasıdır çünkü depresif bir durumda olur kişi, içine kapanır, evinden çıkmak zor gelir. Ancak bunu ayırt etmek çok önemlidir. Özgüven sorunu yaşayan kişi de kendisini ortaya koymaktan çekinir ve bu depresyon ile karıştırılıp; antidepresan kullanmaya kadar giden yanlış bir tedavi olabilir.

Özgüven eksikliğinin oluşum nedeni nedir? Ne olur da kişi kendisini keşfetmekten ya da sergilemekten uzak kalır? Bu problemin oluşması geçmişe dayanıyor olabilir; aşırı koruyucu ve otoriter bir anne/baba var ise ve çocukluğunuzda bu ebeveynlerden birisi ya da her ikisi tarafından baskı gördüyseniz ya da birey yerine koyulmadıysanız; ”sen sus çocuksun ne anlayacaksın?” gibi cümlelerle aşağılandıysanız bu özgüven eksikliğine yol açan büyük bir etken olabilir(Tabi bu eleştiri hiçbir zaman tek seferle sınırlı kalmıyor ise yani süreklilik arz ediyorsa.).

Bir başka açıdan bakıldığında; aşırı koruyucu ve zorlayıcı anne/baba varsa; bu sefer de hata yapmanıza ya da sorumluluk almanıza hiç olanak tanımadığından birey olarak kendinizi ortaya koymanız ya da riskli durumlar karşısında karar verme mekanizmanızın gelişmesi mümkün olmaz. Bu seferde sizin yerinize sürekli hareket eden birisi olduğundan yetişkin olduğunuzda ve kendinizle kaldığınızda özgüven sorunu yaşayabilrsiniz.

Özgüven arttırmak için neler yapmak gerekir? Öncelikle bireysel değerlendirme yapmak çok önemli. Ben kimim, değerlerim, yeteneklerim, tercihlerin neler gibi; kişinin kendisinin farkında olması ile başlaması gerekir.Bir diğer önemli ama zor olan kısım risk almaktır; yani kendiniz olmaya daha doğrusu kendimizi ortaya koyarken çekindiğimiz durumların üzerine gitmeli yani risk almalısınız.

İç muhasebe yapmak da, bir diğer önemli etken. Kişi kendisinin farkına varmaya çalışırken ya da bir durumla karşılaştığında vazgeçmeye çok meyilli olacaktır.

Ancak önemli olan neye eğilimi olduğundan; kendini nasıl hissettiğidir. Bir diğer önemli madde de özeleştiri yapmak ama burada özeleştiri derken bahsettiğim olumsuz şeyler değil bir tek kimseye bağlı olmadan kendi yaşamınız üzerinde aldığınız kararlar ve koyduğunuz hedefler. Kendini sevmek ve kendini, yeteneklerini tanımak da diğer değindiğim maddeler kadar önemli. Çünkü kişi kendini severse ve bilerek ilerlerse attığı adımlar daha sağlıklı olacaktır.

Belli bir hedef koymak da bir diğer basamaktır. Eğer hedef belirlemezseniz; o zaman havada kalacaktır atacağınız adımlar! Hedef belirlerken somut hedefler koymaya dikkat etmelisiniz ki kendinize çok yüklenmeyin. Aynı zamanda iç sesiniz; kendinizi eleştirel ve olumsuz olduğu için olumlu düşünce kısmını da geliştirmek gerekir. Bir diğer madde ise sağlam ve sonsuz iletişim kurmaya çalışmak; yani bir şeyleri kendi üzerine almak ya da kurmak yerine iletişim kurmayı denemek çok önemlidir.

Tabi şunu da hatırlatmam gerekir ki; bu yazdıklarım çok genel şeyler ve baktınız ki bu gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz;işin içinden çıkamıyorsunuz ve yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkiliyor o zaman bir uzman desteği almakta fayda var.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

Uzman Klinik Psikolog Fundem Ece Kaykaç

Çocuğunuza ”yapamadın-yine başaramadın” demek ya da sürekli onun yanında olup, onun yerine bir

şeyleri yapmak çocuğunuzu öğrenilmiş çaresizliğe itebilir. Bunu yapmadan öce tekrar düşünün derim.

 

Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

Kişi eğer çok sayıda başarısızlık yaşadıysa; tekrar denese de; nasılsa olayların onun kontrolünde

olmadığından; o konuda asla başarıya ulaşamayacağını düşünerek adım atmamasıdır. Bu karamı Seligman literatürüne kazandırmıştır.  Seligman; öğrenilmiş çaresizliği şöyle ifade eder; insanların kontrolünün dışında olan olumsuz durumlarla karşılaşması sonucunda ortaya çıkan çaresizlik duygusu ve motivasyon eksikliği.

Gerçek çaresizlik mi öğrenilmiş çaresizlik mi?

Çaresiz kalınan durumlar olması olağandır. Belli konularda çözüm üretmek güçtür ya da çözümü yoktur ve kişi çaresiz kalabilir. Ancak öğrenilmiş çaresizlikte; gerçekten çaresiz olmadığımız halde çaresiz olduğumuzu zannederek, çözebileceğimiz sorunu da motivasyon eksikliği ve öğrenilmiş çaresizlik nedeniyle çözmek için bir şey yapmayarak,baştan kabullenmektir.

Öğrenilmiş çaresizlik nasıl anlaşılır?

Kişi yaşamaya karşı heveslerini kaybetmeye başlar. Sadece mecburi olduğu için o işleri yapmaya devam eder. Örneğin; geçim sağlayabilmesi için gibi. Bu da ciddi anlamda yaratıcılığı ve verimliliği engeller.

Düşünme ve algı yetilerinde zayıflama olur. Arzu ettikleri şeye ulaşmanın kendi elinde olmadığını düşünen kişi; yaşama karşı bir şeyleri istemeyi de bırakır. Bununla bağlantılı olarak da kendi seçimleri değersiz gelmeye başlar ve özgüvenlerinde zayıflama olur. Acıyı kabullenmeye başlarlar hem fizyolojik, hem psikolojik acıdan bahsediyorum. Örneğin; iş yerinde patronu tarafından mobinge maruz kalan birisinin, bununla baş edemeyeceğini düşünüp, bunu kabullenmesi gibi.

Öğrenilmiş çaresizliğin nedenleri nelerdir?

Sürekli aşağılanmaya ya da hor görülmeye maruz kalmış olabilir. İnsanlara güvenini kaybetmiştir.

Olumsuz çevre koşulları buna neden olabilir. Örneğin; maddi durumu düşük birisinin otobüse binmek

zorunda olması ve o otobüsün sürekli saatinde gelmemesi nedeniyle kişinin işe geç kalması gibi. Oysa

kişi zamanında evden çıksada, mevcut zorlu koşullar nedeniyle işyerine geç kalmakta ve sorumsuz olması ile suçlanmaktadır. Kişde bir süre sonra bunu kabul edecektir.Eğer kişi aynı veya farklı durumlarda başarısızlıkla karşılaştıysa ya da başkalarının olumsuz yaşam deneyimlerini dinleyip etkilenmiş veya deneyimlenmiş ise bunlar öğrenilmiş çaresizliğe neden olabilir.Kişinin kendi psikolojik sorunları ya da kendisine veya çevresine karşı olan güven sorunları varsa öğrenilmiş çaresizlik yaşayabilir. Stresli bir iş ortamı; baskın anne-baba tutumu; kişinin sosyal ortamdaki hareketsizliği de önemli etkenlerdir.

Öğrenilmiş çaresizlikle baş etmek adına ne yapılmalıdır?

”Yine yapamadın” vb. gibi suçlayıcı ve yapıcı olmayan eleştiriler yapılmamalıdır. Kişiye boyunu aşan

görevler verilmemelidir. Çünkü kişi bu verilen görevleri zaten yapmaya yetişemeyeceğinden iyice

motivasyonu bozulacaktır. Bunun yerine kişinin seviyesine uygun aşamalı ödevler verilmelidir. Böylece motive olması adına, kendisini başarılı hissedecektir. Anne-babanın iyi bir rol modeli olması çok önemlidir. Çünkü ebeveynler de bu karamsarlığı yaşar ve problem odaklı ilerlerse, çocuklar da onları rol modeli alacaklardır. Kişinin başarıları takdir edilmelidir, hatalar kabul edilip ve doğrular sakince gösterilip ilerlenirse aşama kaydedilecektir. Anne-baba birbirini eleştirmemelidir; sürekli tartışma içeren bir ortam olmamalıdır. Böyle bir ortamda yetişen ve yaşayan kişi kendisini mutsuz hissedecektir ve yaratıcılığı kısıtlanacaktır.

En önemli noktalardan biri de; siz ya da çevrenizde birisinin öğrenilmiş çaresizlik yaşadığını düşünüyorsanız, o zaman mutlaka bir psikoterapi desteği alınması gerektiği unutulmamalıdır.

⭐️facebook.com/psikolog.fundem

instagram.com/psikolog.fundem.ece

Fundem’ce Psikoloji (YouTube)

https://www.youtube.com/channel/UCuyKjwzoWvr4W1vDi_knU8w

Uyku ve Çocuk by Yataş (YouTube)

https://www.youtube.com/channel/UCzieDRBjmALGjiDq1rq24Gw

www.fundemece.com

0531 500 57 09

 

Yaşam, karar ya da seçimlere dayanır. Kendiniz ve sevdikleriniz için ilk adımı atın ve psikoloğunuzdan destek alın.

 

Terapi sürecine adım atmak, kişinin kendisi için yapacağı en güzel yatırımdır.

 

PANİK ATAK

 

 

             

PANİK ATAK

 

Özetle şiddetli korku ve endişe nöbeti olarak tanımlanabilir. Aniden ve beklenmedik bir ortamdayken başlayabilir. Hızlıca belirtiler tepe noktaya ulaşır. Bunun ortaya çıkması 10dakika ya da daha kısa sürede gerçekleşebilir. Panik atak süresi ortalama olarak 10-15dk sürerken; bazen 1 saatten uzun sürerken bazen de 1-2 dakika sürebilir. Araştırmalara göre %75 oranında kadınlarda  %25  oranında  erkeklerde görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalar eski tarihlere  dayanmaktadır;  literetürdeki çalışmaları tekrar güncellemekte fayda vardır. Çünkü; başvurular düşünüldüğünde bu oran hemen hemen eşit görülmektedir.

Panik olmak ve panik atak yaşamak birbirinden farklıdır. Panik; herkesin yaşayabileceği bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddetli bir olay yaşayınca ya da tehdit algılayınca panik olunması çok doğaldır. Hatta olunmuyorsa bir sorun olabilir. Panik atakta ise; panik olmaktan farklı olarak herhangi bir tehdit ya da şiddetli bir olay olmadan aniden çıkar. Burada kişi yoğun endişe yaşamaz. Ayrıca kalp krizi geçiriyormuş gibi fiziksel şikayetler de vardır.

Genel olarak panik atağın belirtilerine bakıldığında ise; belirtiler iki grup şeklinde ele alınabilir. Fiziksel ve zihinsel belirtiler olarak; iki gruba ayrılabilir. Fiziksel gruba belirtiler olarak; nefes darlığı, kalp çarpıntısı, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı, titreme, terleme, baş dönmesi, bulantı, üşüme         ateş basması, karın ağrısı, el veya ayakta uyuşma olarak ele alınabilir. Zihinsel belirtiler ise; kişi çevresine ve kendine yabancılaşma, kontrol kaybı hissetme, ölüm korkusu gibi belirtilerle karşılaşılmaktadır. Eğer bu belirtilerden 4 tanesi görülüyorsa; panik atak şüphesi vardır.

Sebeplerini de incelerken 3 başlık altında toplayabiliriz; fiziksel, genetik ve hayattaki değişimler olarak. İlk sebep grubu olan fiziksel hastalıklara bakıldığında; örneğin; kişide kansızlık, tiroid hastalıkları, kan şekeri düşmesi, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon varsa panik atak tetiklenebilir.

İkinci sebep grubu olan genetik faktörlere bakıldığında ise; beyin kimyasında gerçekleşen değişimler, travmalar ve sağlıkla ilgili akut durumlar neden olabilir. Üçüncü sebep grubu olan hayattaki değimlerin nasıl tetiklendiğine bakıldığında ise; yaşanılan ayrlıklar, iş değişikliği, ani taşınmalar, ölümler panik atağı tetikleyici olabilir. Panik atak insan hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. İşlevselliği ciddi ölçüde düşürür, kişinin aklı sürekli ”ne zaman atak yaşayacağım, ya atak yaşarsam” gibi işlevsiz düşüncelerde olduğundan, kişi odaklanmada sorun yaşar.

Panik atak; kalp krizi, depresyon, emboli ile karıştırılabilir. Bu nedenle hekimin dikkatli olması önemlidir. Panik atak tedavisi için; mutlaka bilişsel davranışçı terapi uygulayan bir klinik psikologtan terapi desteği alınması gerekmektedir. Zaten gittiğiniz psikolog; ataklarınızı çok yoğun bulursa ve bu; terapi desteği almanıza engel oluyorsa o zaman bir psikiyatri uzmanına da yönlendirme yapıyor olacaktır.

Ancak asıl amacın ilaçsız bir şekilde kişinin kendisinin kontrol sağlaması gerektiği unutulmamalıdır.

 

BOŞALMA SORUNLARI

 

Boşalma Sorunları

Erken Boşalma

Erkeğin cinsel ilişkiye girmeden önce veya ilişki sırasında denetimsiz bir şekilde boşalması erken boşalma olarak isimlendirilir. Boşalma refleksleri üzerinde kontrolü sağlayamayan kişi, birleşmeden önce, birleşme anında ve birleşmeden bir süre sonra boşalabilir. 7 dakika boşalma süresi olarak normal kabul edilirken, bu süre sonrasında da istemsiz boşalma sorunu yaşanbilir. Sorun cinsel ilişkinin kısa sürmesinden çok, boşalma üzerinde denetimsiz olunmasıdır. Dünyada yapılan araştırmalar her dört erkekte birinin bu sorunu yaşadığını gösterirken, ülkemizde yapılan bazı çalışmalar bu oranın %70’e çıkabildiğini göstermektedir.

Ergenliğinde birtakım cinsel tabulardan etkilenmiş, cinselliği yanlış veya eksik öğrenmiş erkekler, eğer düzenli bir seks hayatları yoksa ve gerçekdışı hayallerle, cinselliklerini kısa sürelerde, uygun olmayan ortamlarda yaşıyorlarsa ve bu birleşim suçluluk hissettiriyorsa, boşalmayı kontrol edemeyebilir. Sorun genellikle cinsel işlevlerinden çok cinsellik konusundaki düşünceleridir.  Partneri hamile bırakma, hastalık kapma, hayal kırıklığı yaratma ve mahrem yerlerin görülmesi korkuları da erken boşalmaya sebep olur.  

Geç Boşalma

Ejakülatuar yetmezlik adı verilen bu sorun, erkeğin cinsel ilişki sırasında geç boşalması veya hiç boşalamamasını ifade eder. Erken boşalmaya karşıt biçimde, orgazm sürekli gecikmektedir. Genellikle cinsel ilişki sırasında yaşanır, mastürbasyonda ise boşalma gerçekleşebilir. Kişinin performansından duyduğu endişe, mastürbasyon bağımlılığı veya eşler arası problemler geç boşalmaya sebep olabilir.  

Geriye Doğru Boşalma

Boşalma dışarıya doğru gerçekleşmez. Retrograd Ejakülasyon da denilen, spermsiz boşalma, spermin idrar kesesine atılmasıyla gerçekleşir. Orgazm sonrası incelenen idrarla tespit edilir. Mesanedeki sfinkter kasının uygun bir şekilde kasılmamasından dolayı ortaya çıkar. Prostat ameliyatı, spinal hasar, diyabet, yüksek kan basıncı için kullanılan ilaçlar da bu duruma neden olabilir.

Penis Sertleşmeden Boşalma

Penisin ağız veya elle uyarılması sonucu sertleşme olmadan boşalma yaşanabilir. Gerçek anlamda orgazm yaşanmaz.

Spermsiz Boşalma

Orgazm yaşanmasına rağmen yalnızca üretra salgısı dışarı atılır. Kısırlık teşhisinde ortaya çıkabilir.

Hiç boşalamama

Ejakülasyon inhibisyonu da denir. Şeker hastalığı ve omurilik zedelenmeleri gibi fizyolojik rahatsızlıklar sonucu ortaya çıkabilir .

PSİKOLOG-PSİKİYATRİST AYRIMI

 

PSİKOLOG-PSİKİYATRİST AYRIMI

Uzman Klinik Psikolog Fundem Ece Kaykaç

 

Psikolog ve Psikiyatrist Nasıl Olunur?

Kafaların fazlası ile karıştığı bir konu; çokça kez duyuyorum ki psikolog ne iş, psikiyatrist ne iş yapıyor? Kime başvurmak gerekiyor; terapi alınca ne olacak ki ilaç değil mi asıl çözüm gibi. Bununla ilgili ayrıntılı şekilde ele almak gerektiğini düşünüyorum.

Psikiyatrist; tıp fakültesi üzerine 4 sene psikiyatri ihtisası yapan, ilaç yazma yetkisi bulunan doktordur. Tanı ve teşhis koyabilmektedir. Hastane yatışı gereken; ağır patolojisi olan hastalarla ilgilenir. Kendilerinden destek alan kişiler ”hasta” olarak tanımlanmaktadır.

Klinik psikolog; 4 yıllık hazırlıkla birlikte 5 yıllık psikoloji lisansı okuyup, sonrasında iki sene klinik psikoloji üzerine master/yüksek lisans yapan ve bunun yanı sıra bir kaç tane daha master düzeyinde terapi eğitimleri alan ve eğitim süreçlerinin hiçbir zaman için bitmeyeceği; terapistlerdir. Psikoterapi uygularlar ve terapisti oldukları kişiye ”danışan” denir.

 

Psikolog ve Psikiyatristin Uygulama Farklılıkları Nelerdir?

Bu ikisi ruh sağlığı çalışanları olsa da hem bağlantılıdır, hem de net çizgilerle ayırmak gerekir. Psikiyatrisler duygusal ve davranışsal sorunların fiziksel kökenli olduğundan yola çıkarken; psikologlar sıkıntı, zorluk, işlevsel olmayan düşünce nedenlerini arayarak kökenin psikolojik olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle psikiyatristler ilaçla tedavi yolunda ilerlerken yani tedavi için hangi ilacın uygun olduğunu tespit etmeye çalışırken; psikologlar da kişi için uygun terapi yöntemini bulurlar ve kişinin baş etmesi adına; çalışmalar uygularlar. Ancak unutulmamalıdır ki ilaç çözüm olmamaktadır. Çünkü ilaç kişinin kaygısını bastırmasını sağlayabilir belki; ancak terapi ile kişi kendisinde kaygı yaratan durumları keşfeder ve bununla baş etmek ve çözüm üretmek adına neler yapacağı üzerine gider.

Psikologlar ve psikiyatristler genellikle el ele çalışırlar ve çalışmalıdırlar. Acil durumlarda genellikle psikiyatriye yönlendirilir. Zaten psikologlarda ihtiyaç görürlerse psikiyatriste yönlendirme yapmaktadırlar.

Önemli olan bir nokta ise; terapinin alternatifinin ilaç olmadığıdır. Bilinçsiz ilaç kullanımı; beynin yapısında ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Uzman seçimine dikkat etmek gereklidir. Özellikle uzmanların geçmişini; aldıkları eğitimleri vs. araştırmadan hizmet almamalısınız. Eğer bir psikiyatrist 5 dk’da yüzünüze bakmadan ilaç yazıp, sizi gönderiyorsa; iyi bir uzman değildir ya da bir psikolog oturup kendi sıkıntılarını size anlatıyorsa; iyi bir psikolog değildir. Bu nedenle mutlaka uzmanların geçmişini araştırmak gereklidir. Psikologların da psikiyatristlerinde amacı aynıdır; insana yardım etmek. Bir diğer ortak amaçları ise; ilaca ve terapiye bağımlı olmadan kişinin sorunları ile kendi baş etmesini sağlamaktır.

 

Psikoterapide Neler Yapılmaktadır?

Birçok kişinin merak ettiği ise; psikoterapide neler yapıldığıdır. Dışarıdan bakıldığında; ilaç yok, ameliyat yok, sırf iletişim kurarak çare bulmak nasıl mümkün olur?; çoğu terapi almamış kişide bu konu soru işaretidir.

Psikoterapide; danışan kişi şikayetlerini, sıkıntılarını, değiştirmek istediklerini, terapiden beklentilerini paylaşır.

Danışan planlar yapıp, buna ulaşmak adına küçük hedefler belirler. Kişi etkin ve aktiftir. Bu aktif terapiye katılım sürecinde; kişi kendi terapisti olmayı öğrenir. Sonrasında baş edecek güce sahip olduğunda; kendi yol haritasına hakim olduğu için terapi sonlandırılır.

 

Psikoterapi kişiye nasıl fayda sağlar?

Kişi psikoterapiyle birlikte işlevsel yollar öğrenir. Sıkıntının ne olduğunu, neyin tetiklediğini keşfedip, değişikleri fark etmesi sağlanır.

Bir diğer merak edilen konu ise psikoterapinin ne kadar süreceğidir. Çünkü kişi düzenli olarak; zaman, bütçe ve emek harcamaktadır; bu da doğal olarak ne kadar süreceği merakını uyandırmaktadır. Bunu il seansta söylemek zordur ve doğru değildir. Genelde 1 yıldan kısa sürmektedir. Kronik bir durum olduğunda ya da değişmesi güç düşünce ve davranış alışkanlıkları olduğunda ise 1-2 yıldan da uzun sürebilmektedir.

 

Ancak şunu söyleyebilirim ki; terapi sürecine adım atmak, kişinin kendisi için yapacağı en güzel yatırımdır.

İletişim için: 0 (531) 500 57 09

facebook.com/psikolog.fundem

instagram.com/psikolog.fundem.ece

Fundem’ce Psikoloji (YouTube kanalı)

www.fundemece.com

 

PSİKOLOJİ HAKKINDA

PSİKOLOJİ NEDİR?

Psikoloji,; çevre, insan ve davranışlar arasında meydana gelen etkileşimi inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bağlamda düşünce, duygu ve davranışları araştırır ve inceler. Bunu yaparken öncelikle bunları anlar ve açıklamaya çalışır.

 

PSİKOLOG KİMDİR?

Psikoloji bilim dalı ile uğraşanlara psikolog adı verilmektedir. Bireylerin duygusal ve zihinsel bozukluklarını değerlendirip, kişilerin var olan sorunlarını dinler. Bu sorunları, yaşayan bireylerle terapi süreci başlatarak bu problemleri çözmeye çalışılır. Psikolog ilaç yazmaz terapi yapar !

BİREYSEL TERAPİ / BİREYSEL DANIŞMANLIK NEDİR?

Bireysel danışmanlık kişinin kendi iç dünyasına bir yolculuktur. Kendini yeniden keşfetmesi, hayata ve sorunlara farklı pencerelerden bakabilme becerisini kazanabilmesidir.

Bir başka deyişle kişinin iç dünyası ile dış dünyasını uyumlu hale getirebilmesi için başlattığı süreçtir.

Bireysel terapi ile kişi psikoloğu ile işbirliği yaparak, bire bir ve düzenli görüşmeler dahilinde içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etme, nedenlere farklı farklı pencerelerden bakma, sorunu daha iyi anlama ve tanımlama becerilerini geliştirir.

Terapist, danışanın yeni geliştirdiği bu becerilerini var olan sorununun çözümünde ve farklı stratejiler geliştirmesinde kullanmasında kişiye rehberlik eder. 

BİREYSEL TERAPİNİN / BİREYSEL DANIŞMANLIĞIN HEDEFİ NEDİR?

Terapide hedef, terapi sürecinde bireyin sorunlarıyla baş edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve kişinin kendi kendisinin terapisti olmasını sağlamaktır.

Terapi sürecinde kişiler kendileriyle ve kaçındıkları, erteledikleri sorunlarla yüzleşme fırsatı bulurlar.

Kişinin değiştirmek istediği davranış yada rahatsızlıklar terapi sürecindeki teknikler ile daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleşir.

Bireyin yaşadığı sıkıntılar iş, özel, aile, sosyal yaşantısını da çoğunlukla olumsuz etkilemektedir. Terapi sürecinde bireyin yaşadığı bu sıkıntıların üzerinde çalışılarak, bu sıkıntılar hasta ve uzmanın iş birliği ile giderilmeye çalışılmaktadır.

 

NE ZAMAN BİREYSEL TERAPİ ALMALIYIM?

▪ Duygusal zorlukların üstesinden gelmek istediğimizde,

▪ Davranış ve tutum değişikliği sağlamak istediğimizde,

▪ Eş, aile ve diğer bireylerle olan ilişkileri düzenlenmek istediğimizde,

▪ Hayata yön veren önemli kararlar alırken; evlenme, boşanma, ayrılma, taşınma, göç, iş değişikliği, okul tercihi vs.

▪ Kendimize olan güvenimizi/ özgüvenimizi artırmak istediğimizde,

▪ Sorunlarla başa çıkma kapasitesini artırabilmek istediğimizde,

▪ Ruhsal sorunlarımızı hafifletmek istediğimizde

▪ Kendimizi daha iyi tanımak istediğimizde

▪ Öfke kontrol problemi yaşadığımızı düşündüğümüzde,

▪ Takıntılara ve takıntılı düşüncele sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

▪ Öleceğim korkusu, başıma bir şey gelecek, çok hasta olacağım korkuları, sevdiklerime bir şey olacak korkusu yaşadığımızda,

▪ Ya sınavda başarısız olursam, ya istediğim yeri kazanamazsam kaygılarıyla başa çıkmakta zorlandığımızda

▪ Depresif ruh hali, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu (deprem, sel, terör, trafik kazası vs.)

▪ Uçak, böcek, örümcek, yükseklik, iğne ve kan fobilerine sahip olduğumuzu düşündüğümüzde

▪ Yeme tutumlarımızda değişiklik olduğunun farkına vardığımızda,

▪ Uykusuzluk, aşırı kilo alımı veya kaybı, sinirlilik, yataktan çıkmak istememe gibi durumlarla karşılaştığımızda

▪ Cinsellikle ilgili sorunlarla karşılaştığımızda

▪ Anne/ baba olmaya hazırlanırken,

▪ Hamilelik ve lohusalık sürecinde

▪ Kendi içsel yolculuğumuza çıkmak istediğimizde

▪ bireysel terapi almak için başvurabiliriz.

TERAPİDE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR!

• Terapi, yakın arkadaşlarla veya akrabalarla konuşmak gibi bir şeydir düşüncesi yanlış bir inanış şeklidir. Terapi kişinin psikoloğu ile işbirliği yaparak, bire bir ve düzenli görüşmeler dahilinde içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etme, nedenlere farklı farklı pencerelerden bakma, sorunu daha iyi anlama ve tanımlama becerilerini geliştirebilme sürecidir.

 

• Psikoloğun görevi kişiyi rahatlatmak, neşelendirmek, kişiye hak vermek, onunla beraber üzülmekten ziyade kişinin kendisini tanıması ve çözümlemesinde yol gösterici olabilmektir.

 

• Psikoloğun görevi kişinin üretemediği çözümü kişiye doğrudan empoze etmek değildir. Bunun yerine o çözüm için gerekli olan psikolojik altyapıyı oluşturmaya çalışmaktır.

 

• Psikoloğa deliler gider ben deli değilim! Psikoloğa gidersem elalem ne der! Psikoloğa gitmenin yaşadığımız çağda utanılacak bir şey olmadığı artık tüm dünyaca bilinmektedir. Günlük hayatta yaşadığımız strese bir yerden sonra dayanamamaya başlarız ve bu durumu kendi kendimize atlatamaz hale geliriz bu durumda destek almaya ihtiyaç duyarız. Unutmayalım ki artık başarılı pek çok liderin, sanatçının, sporcunun arkalarında psikolojik danışmanlık geçmişleri vardır.

 

• Ya psikolog konuştuklarımızı başkalarına anlatırsa! Yetişkinler ile yapılan görüşmelerde konuşulanlar kişinin izni olmadan kimseyle paylaşılamaz. Gizlilik birinci öncelik olduğu unutulmamalıdır, bu konudaki şüpheler uzmanla paylaşılıp birlikte değerlendirilmelidir.

 

 

 

UNUTMAYALIM Kİ;

RUH VE BEDEN SAĞLIĞI BİR BÜTÜNDÜR.

YAŞADIĞIMIZ BU ÇAĞDA RUH SAĞLIĞIMIZIN NE DURUMDA OLDUĞU EN AZ FİZİKSEL SAĞLIĞIMIZ KADAR ÖNEMLİDİR VE BUNUN KORUNMASI KONUSUNDAKİ FARKINDALIĞIMIZI ARTTIRMAMIZ KENDİMİZE KARŞI EN BÜYÜK SORUMLULUKLARIMIZDAN BİRİDİR.

BİLİNMEKTEDİR Kİ;

YAŞAMLARININ BİR DÖNEMİNDE HER DÖRT KİŞİDEN BİRİ RUHSAL HASTAKLIKLARDAN ETKİLENMEKTEDİR.

 

 

ŞİDDET GÖREN ÇOCUK

                                             

 

 

ŞİDDET GÖREN ÇOCUK

Psikolog Fundem Ece Kaykaç

 

Anne-baba olarak tahammülünüzün kalmadığı; tüm sorumlulukların fazla ağır geldiği ve çoğu şeyle tek başınıza baş etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Tüm bunlar da normalde hareketlerine, yaptıklarına kızmayacağınız çocuğunuza kızmanıza hatta şiddet uygulamanıza dahi neden olabilir.

 

Oysa; üzerine titrediğiniz ”ona bir şey olursa, ben yaşayamam” dediğiniz, canınızdan çok sevdiğinizi düşündüğünüz evladınıza en büyük zararı siz veriyor olabilirsiniz. Çünkü şiddetin yol açtığı psikolojik sorunlar kalıcıdır ve kişi bunun hemen farkına varıp aşamayacağı için de yıpratıcıdır. Şiddet bir tek fiziksel olmamaktadır. Geniş çaplı olarak şiddeti şöyle tanımlayabilirim; birinin bir başkasını; duygusal, fiziksel, cinsel istismara maruz bırakması, sosyal olarak izole etmesi, maddi açıdan kontrol etmesi ya da yoksun bırakması gibi davranışlarda şiddete girmektedir. Yani ”ben çocuğuma fiziksel olarak hiçbir şey yapmıyorum; sadece ceza veririm; harçlığını kısıtlarım” gibi kontrolü kendinizde hissettiğiniz ve karşı tarafı sınırlandırdığınız durumlar da şiddet başlığı altındadır.

 

Yapılan en büyük düşünce hatalarından biri; ”çocuktur nasılsa unutur ya da çocuktur anlamaz!” düşüncesidir. Oysa bu doğru değildir; yani çocuk şiddeti anlar da, unutmaz da ve bundan ciddi anlamda etkilenir ve yıpranır. Yapılan araştırmalarda şiddete tanık olmak dahi çocukları etkilerken; kendileri maruz kaldığında etkilenmemeleri gibi bir şey mümkün değildir. Şiddet gören çocukta duygusal ve davranışsal sorunlar oluşur; bunların bazıları fark edilir, bazıları ise fark edilmeden kişinin yaşamını büyük ölçüde etkiler. Genellikle çocuklardaki duygusal zarar; ergenlik ya da ebeveynlikte ortaya çıkar. Yani aynı davranışlar bir başkasına yansıtabileceği bir ortam bulduğunda. Çocuk şiddeti ebeveynlerden öğrenmektedir. Çünkü anne-baba çocuk için rol modeldir. Sınıf içerisinde de evde maruz kaldığı şiddeti arkadaşlarına yansıtması da doğaldır. Çünkü bir zorlukla karşılaştığında problem çözme beceresi olarak şiddeti aileden görmüştür. Ancak anne-baba bir zorlukla karşılaştığında, zorlu koşullar altındayken sorun odaklı olmak yerine çözüm odaklı olsa; çocuk da bu beceriyi edinecektir.

 

Şiddet görmek çocukta ne gibi sıkıntılara yol açabilir? Çocuklarda şiddete bağlı depresyon olabilir; kilo artışının gelişim dönemine göre sağlıklı şekilde olmayışı görülebilir. Genellikle şiddet gören çocuğun üzgün bir ifadesi vardır. Halüsinasyonlar görebilirler; içine kapanma gerçekleşebilir ve somatik-bedensel yakınmalar oluşabilir.

 

Bunlar dışında şiddet gören çocukta; korku, kaygı, asabi olma, uyku problemleri, davranışsal ve gelişimsel gerilme, fiziksel şikayet, düşük benlik saygısı, güven problemi, uyum sorunu, ders başarısızlığı, dikkat eksikliği iletişim problemi, asosyal kişilik de ortaya çıkabilir.

 

Ebeveynler çocuklarına nasıl davranmalıdır? Her şeyden önce ebeveynler çocuklarına destek olmalıdır. Çünkü çocuk hata yapmasa da yapsa da güvenebileceği ebeveynleri olduğunu biliyorsa rahatlıkla kendi becerilerini ortaya çıkaracaktır. Çocuklarınıza temas etmeyi ihmal etmemelisiniz; sarılmayı unutmayın. Onlara zaman ayırın. Olumlu davranışlarını pekiştirin ama olumsuzları ceza vererek ortadan kaldırmaya çalışmayın. Çünkü herkes hata yapabilir ve hatasını kabullenip ilerleyen kişi daha başarılı adımlar atabilir.

 

 

 

SIRF ÇOCUK İÇİN DEVAM ETTİRİYORUM !

                 

SIRF ÇOCUK İÇİN DEVAM ETTİRİYORUM !

Uzman Klinik Psikolog Fundem Ece Kaykaç

Güzel umutlarla başlayan bir birliktelik vardı.Yıllar geçti; o birliktelik bakıldı ki aslında sadece iki kişiden ibaret değildi. Aileler;geniş ve çekirdek; arkadaşlar; samimi yada samimi olmayan; işler; karakter farklılıkları; istekler; beklentiler; hayaller; iletişim tarzlar; alışkanlıklar; tercihler vs. derken aslında o ilişki çift kişilik olmanın çok çok dışında kalıyormuş.

 

Sonrasında çocuk sahibi oldunuz; bir ya da birden daha fazla. İlişki iyi gidiyorduysa baştan isteyerek; eğer gitmiyorduysa yara bandı olur -ki bu çocuğun sırtına daha doğmadan yüklenen bir yük- diye; bir taraf çocuk sahibi olmak isterken diğer taraf istemezken belki zorlama ve kabul etmelerle; oysa çocuk için her iki tarafında hazır olması çok önemli; ilk çocuk büyüdü,arada sorunlar vardı, o zaman bir çocuk daha yapalım işler değişir denildi sanki ikinci çocuk dünyaya gelince; anne-babasının karakterlerini ve davranışlarını yönetebilecek güce sahip olacak gibi..

 

Ve sonra  bakıldı ki  ilişki gitmiyor! Çift  terapisi  istedi bir  taraf; diğer taraf  yok  bizim  halledemediğimizi bir başkası nasıl halledecek diye inat etti ve gidilmedi. -Çift terapisinde iki uçta konuşulur ;yani devam ettirmek yada boşanmak ;ancak amaç bunu sağlıklı yönetmektir.-

 

Boşanma kısmı düşünüldü ama ”sırf ilişkiyi çocuk için devam ettiriyorum,katlanıyorum”  

cümleleriyle devam ettirilmeye karar verildi. Bu çocuğun sırtında çok büyük yük haline geliyor. Belki o esnada;kendinizden özveride bulunduğunuzu ve çocuğunuz için iyi bir şey yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak her ne kadar ”ben yapmam, hiç çocuğuma yansıtmam diye düşünsenizde en ufak bir tartışmada ve sorunda ”ben senin için katlanıyorum! ya da çocuk için katlandım!” gibi cümleler kurarken bulabilirsiniz kendinizi. 

 

Mutlu olmadığınız bir birlikteliği sürdürmek için kendi ya da karşı tarafın hayatını karartmak için ömür çok kısa. Bunu ne kendinize, ne eşinize, ne de çocuklarınıza yapmamalısınız. Unutmayın mutsuz bir anne-baba demek, mutsuz çocuklar demektir; mutlu çocuk ise mutlu anne-babanın olduğu ortamda yeşerir.

 

Okurken aklınızdan şu geçebilir; yapılması gereken hemen ilişkiyi sonlandırmak mı? Tabi ki hayır; öncelikle öncelikle aylardır ya da yıllardır içinden çıkamadığınız problemleri çözmek için çift terapisi desteği alabilirsiniz. Zaten görüşmeler sonucunda ilişkiyi devam ettirmek ya da ettirmemek adına karar veriyor olacaksınızdır. Ancak sizler kendiniz için belirsizliği ortadan kaldırdığınızda; çocuğunuzun/çocuklarınızın da sırtından büyük bir yük kaldırmış olacaksınız.

 

Ayrıca; geçirdiğiniz zamanı dolu dolu geçirebileceksiniz ve verimli olabileceksinizdir. Buda çocuğunuzun kendini rahatça ortaya koyduğu ve huzurlu ortam oluşturduğunuz anlamına gelmektedir.